12.1.14

Kırmızı Koltuklu Teyze

Babam, ona ördüğüm atkıyı hiç takmadı. Sanırım beğenmedi.
Şimdi ısınır su; akar yavaş yavaş borulardan.
Yıldızların arasında yaptığım son gezintiden aklımda kalan bir şeyler var. Unutmadan yazmam gerek. Unuturum çünkü.
Güldü güzel güzel bana. Suphi Bey de gördü güldüğünü hatta, değil mi Suphi Bey? Biraz işi varmış. Sonra gelecek. Gelir illa ki.
Canımı sıkıyor bu toz bulutu. Vallahi anlatacaktım sana ama vakit bulamadım. Başlıyorum:
Yürüyordum işte. Yürürüm ben çünkü kafama estikçe. Buradan bir tutarım yolu, İzlanda'ya kadar. Bazen hızımı alamayıp aynı noktaya geri döndüğüm de olur. Onlardan biriydi. Bir kadına rastladım, elinde bir sepet; içi pişmaniye dolu. Bana da uzattı, çok güzeldi. Hayat kadar hem de. Kız kardeşi ile birlikte yaşıyormuş. Oturduk epey bir ağacın altında. Herkesin yaşadığı kendince önemli tabi. Bu iki kadın, anneleri ölünce babalarıyla beraber… Aman neyse işte. Evlenmemişler de. Öyle yaşlanmışlar. Bizimki pişmaniye satıyor; kardeşi pamuk helva. Bu değil zaten mesele. Kimseyle ilgili değil ve de. Çözmeye çalıştığım bir ipe öyle dolanmışım ki, düğüm açmaktan iflahım kurudu. Şu ucu burdan geçirsem olacak galiba.
Koltuğun üstüne kırıntı dökülmüş biraz; yere doğru mu atsam yoksa sağ elimle toplayıp sol avucuma mı biriktirsem? Kırmızı Koltuklı Teyze?
Tam buldum sanmıştım mutluluğun yolunu; metabolizmanın hüzünseverliğini daha önceleri kanıtlamış olduğumu unutarak.
Annem, bitlerimden arınmam için kafama boca ettiği gaz yağını şampuanla arıtamayınca, çamaşır deterjanına başvurmuştu. Sanırım beni seviyor.
Dikkat çekmeye çalıştım. Aslında anlatacağım çok matah bir şey yok. Gezdim gördüm işte; hepiniz gezip görebilirsiniz aynılarını.
Ama ne gülüyordu be arkadaş. Gamzesi vardı bir yanağında hem de.
Eski giysilerimi verdim, eski ayakkabılarımı verdim, eski bilgilerimi verdim... Yenilerine mecalim yok, kaldım dımdızlak. Biraz güç bulsam çamaşırları asacağım.
Dolabın altından yola çıkan karıncanın, odanın çıkışına varması için geçen sürede bir sigara yaktım kendime. Karıncayla alay ettim. "Boşuna be!" dedim. Şöyle bir baktı bana; iplemedi namussuz.
Tamam, bitti.

Ece'14


5.12.13

Soracağım tek bir soru var. Gogol? Mrs. Dolloway? Cevap verebilir misiniz? Peki ya siz, Bay Marquez? Hiç sanmıyorum. Belki de her şeyi yeniden okumak gerek.
Gidip geliyorum. Gidip, gelemiyorum.
Bu yolların hepsini daha önce yürümedik mi?
Bana öyle geliyor sanırım.
Aklımda bir şeyler var. Bir adım atıyorum, hepsi siliniyor. Sonraki adımda yenileri..
Ve açıkçası, biz sevmeyi bilemedik. Evet çok sevdik de. Bilemiyorum işte. Bi' şeyler bi'şeyler.
Pandora'nın kutusundan çıkan en son kötülük, umut mu sahiden? Hani kimsenin görmediği? Nefisten bahsedeceğim çünkü ben. Belki, hani bir ihtimal, nefsimizdi kutudan en son çıkan. Yani diyorum ki, umuttan da sonra çıkmıştır, farkında değilizdir.
Aradığım şeyi bulamıyorum okuduğum satırlarda. Tam buldum sanıyorum, ardından okuduğum daha bir aradığımmış gibi geliyor. Bu böyle sürüp giderken, gerçekten aradığımı bulmam ya da bundan emin olmam da mümkün olmuyor tabii.
Çitilemek istiyorum kalbimi. Arada biriken kirler ancak böyle temizlenir. Beynimi temizledim halbuki; yetmiyor.
Kambur durma evlâdım. Dik otur bakayım.
Hadi git bir elini yüzünü yıka. Ben de bir sigara içeyim balkonda. Bıraktım gerçi. Ara ara canım istiyor. Mâlum, hepsi kafada bitiyor.
Hadi.

Ece'13

30.10.13

Şahin Kuşa, Kuzgun Leşe

Şimdi bunları konuşmayalım.
Şimdi buraları ateşe verelim.
Oraları da.
Beni sen delirttin.
Bizi onlar delirtti.
Kimse kimseyi,
kimseyle,
beğenmedi.

Ece'13

7.10.13

Bir İnsanı Sevmekle Başlayacak Her Şey

Söylediklerimin hepsini anlasaydınız, sözlerimi anlamsız kılardınız.
Ve dostlar diyorum, onlar hep sofradadır. Onlar gelirler, giderler, sandalyeleri hep ayrılmıştır.
Beşeriz en nihayetinde, kırarız bazen. Bazen acıtırız da.
Nefsimizi alsalar, bize dünya kalır halbuki.
Almadılar.
Olsun.
Bize sevmekten başka her şey günah.

Ece'13

16.9.13

Superman Ortadoğu'da


Şimdi sik*ir git. Şimdi ama. Böyle iş mi olur yahu?
Gitmiyorsan sana bi' şey göstereceğim. Yan odada ama, benimle gelir misin? Sessiz ol biraz. Şimdi kafanı şu pencereden sok ve sola doğru bak. Ufacık bir ışık huzmesi var, gördün mü? Tamam çek kafanı, bir süre sadece o ışığı düşün. Onu düşünmeyi tükettiğinde aklına ilk gelen hayal, kısa zamanda gerçekleşecek. Biliyorum inandırıcı gelmiyor. Sen hele bir dene, kaybedeceğin ne var ki?
Kahvaltı da edelim, akşam yemeği de yiyelim. Sonra bazen hiçbir şey yemeyelim. Şarap içelim aç karına zaman zaman.
Hazırlıksız yakalandım ne yalan söyleyeyim. Nefes alamıyorum. Çekil de azıcık hava gelsin.
Mehmet Usta'nın öyküsünü okudun mu? Rafın üstüne koymuştum. Git oku, beni biraz yalnız bırak.

Ece'13

11.9.13

K. K.

Su, aktığı yerin rengine bürünmez ama sana öyle gelebilir.
Ayrıca yol, bitmez. O, labirentin duvarıdır.

2.7.13

#unutMADIMAKlımda


Soldan sağa: Uğur Kaynar-Hasret Gültekin-Behçet Aysan (Yangın tüpü ve fırça ile dışarıdaki kalabalığa karşı önlem almış, saldırının geçmesini bekliyorlar.)
O güzel insanları canlı canlı, diri diri yaktın ya sen; her sene 2 Temmuz'da ağlıyoruz ya biz; seni serbest bıraktı ya bu iktidar; sen şimdi elini kolunu sallayarak geziyorsun ya sokaklarda.. İşte öyle bir dünya en son sen ve yanındaki insanlara kalacak. Biz Hasret Gültekin'le türküler söylemeye, Aziz Nesin'den hikayeler dinlemeye devam edeceğiz. Behçet Aysan şiir okuyacak akşam vakitleri bize. Siz o sırada birbirinizi kemiriyor olacaksınız. Siz ölmeyin daha, yaşayın bakalım.

Ece'13

30.6.13

İnsanca

Deviremedik gibi mi geldi size? Yanılıyorsunuz tatlışlar, biz o işi tek gözümüz kapalı hallederiz.
Ne olduğunu merak mı ediyorsunuz?
Ölenler, yaralananlar. Hiçbirinden haberiniz yok değil mi? Vah vah, yazık. Kozanızdan çıkamadınız zahmet edip de zaar?
Ethem Sarısülük var mesela. Abdullah Cömert var, Mehmet Ayvalıtaş var; öldürüldüler. Polis denen paralı askerler tarafından, devlet eliyle.
Dün yine Lice'de çatışma vardı işte, Medeni Yıldırım da orada öldü. Lice neresi mi? Diyarbakır'ın bir ilçesi. Hani 14 yaşında bir kız öldürülmüştü birkaç sene önce; havan topu mermisiyle. Hatırlamadın değil mi? Şaşırmamaya devam ediyorum.
Şimdi ben insanım mesela, aslında mikroskopta incelendiği takdirde sen de insansın. Hiç sevgi görmedin, hiç hoşgörüyle davranılmadın. Annen elini yanağına koyup hiç demedi 'yavrum benim' diye. Çünkü bir kere dese, o an yüreğin çalışmaya başlıyor; insanlığın start alıyor. Sen ondan sonra insanlar ölürken sessiz kalamıyorsun mesela. İnsanları sevmekten alamıyorsun kendini. Görüşle, ırkla, cinsiyetle işin kalmıyor insanları çok sevince, biliyor musun? Kendine bir üst metin oluşturmaya çalışmıyorsun o saatten sonra. Yani 'ben Türk'üm, ben safkanım' gibi markalardan ziyade, insan oluşunu koyuyorsun isminin önüne.
Kızın biri yerde otururken, polis gelip maskesini, gözlüğünü alıyor; biraz da hırpalıyor kızı. Kız diyor ki:
"Sen şehit olsaydın, ben ağlardım!"
Nutkun tutuluyor. Yani yanlış anlama, senin nutkun tutulmaz tabi, benimki tutuluyor.
Biraz da okumak gerekiyor. Bakmak değil ama, okumak. Kusura bakma faşocum, biliyorum zor şeyler bunlar. Bir kere, vakit ayırmak söz konusu.
Peki, nasıl hissediyorsun kendini? Sırf fikirlerimizden, menşeimizden ötürü ayrı gayrı edildiğimizde; biz sadece slogan atarken üzerimize çullanan polisleri ve eli sopalı adamları gördüğünde? Hicap yok değil mi? Hâlâ şaşırmıyorum.
Söyleyeceklerimiz bitmedi. Dahasını da dinleyeceksiniz. Siz.

Sevgiler,

Bunlar

Ece'13

16.5.13

Size bir şey söyleyeyim mi? Bu bahar dedikleri, inanılmaz keyifli. Ancak şöyle bir durum var; dini günler yaza hiç yakışmıyor, sanki ciddiyetini yitiriyor kandil vb. şeyler.
Yani, yıl olmuş 2013, teknoloji desen almış başını gidiyor. Gel gelelim hala şu zaman kayması mevzuna bir çözüm bulunabilmiş değil. Buradan ilgililere sesleniyorum: Lütfen halkın vicdanını görmezden gelmeyin.
Yeter Demirören yeter!

23.4.13

Sen Aydınlatırsın Geceyi

Leyla ile Mecnun'un geç müptelasıyım. O ekip beni benden alıyor. Sürekli kıyıda köşede onları izlemek, sessiz sedasız hep yanlarında olmak ve ağızlarından çıkan her kelimeye gülmek istiyorum. Geçenlerde şöyle bir tanım yapmıştım: Leyla ile Mecnun bir insansa, ben o insanın beyninde yaşamak istiyorum.
İstanbul Film Festivali sonrası düzenlenen ödül töreninde en iyi film/senaryo/kurgu ödüllerini alan Sen Aydınlatırsın Geceyi de onların bi' şeyi olduğundan hemen izlemek gerekiyor. Biletleri Biletix'ten alabiliriz ancak 23.04 ve 02.05 tarihlerindeki gösterimlerin biletleri tükenmiş bulunuyor. Arayın, bulun. Öptüm.

11.2.13

Başım Dönüyor İkimizden

'Çocuklar ekmek yiyorlar' gibidir sesin,
Ön dişleriyle belli belirsiz.
Bir martı kalıyor gibidir hiç olmayandan
Çünkü biz ikimiz de çirkin değiliz.
Evet mi hayır mı pek anlamadan
Ne biçim bir sestir şu bizim dalgınlığımız.
Bir tayın dişinde ince taflan
Az yaşlı bir kadında göğüs uçlarının
Yanarak sımsıcak bir kedinin ağzından
Dönüp iç çekmesine gece kuşlarının.

Sonra biz dağ başlarında apansız kurşunlanan
Süresiz baş dönmesiyiz çok garip adamların.

Edip Cansever

14.1.13

http://ask.fm/azpulbiber

14.11.12

Hey Bayım

Merhaba. Bugün sizlere bıyığın öneminden bahsetmek istiyorum. Yani benim için neden önemli olduğundan. Kendimi bildim bileli bıyıklı bir babanın kızıyım. Artık yaşı itibariyle sakala geçmiş olsa da kendisi gayet Bıyık Baba'ydı. Ben ufaktım, bi gün babam işten çıkıp eve geldi, ben de saat geç olduğu için uyukluyordum. Babamın sesini duyunca araladım gözleri, bir de ne göreyim, kılsız bir surat. Dakikalarca ağladım, 'sen benim babam değilsin!' diye haykırdım. Hıçkırıklar içinde yorgun düşüp sızmışım. İlerleyen günlerde babamı görmedim, yazlıktaydık annemle, babam da gelmedi bıyıkları azcık çıkana kadar.

Bi de bıyık bence bi düşünce biçimi gibi. Yani bıyıklı adam delikanlı olur sanki. Tabi öyle üç adet tüyü birleştirerek yaptığınız şeyden bahsetmiyorum. Bi Nietzsche, bi Dali, bi Nejat İşler falan işte. Çünkü, o bıyığın olduğu adamda bi dünya görüşü, bi ideoloji var. Boş değil yani. Şimdi moda olmuş, ama ben yine de inanıyorum ki bıyık dediğin anca adam gibilerin üstüne yakışır.

Bi de, evet, bıyıktan fazlasıyla etkileniyorum tabi. Güzel bişey.

Ece'13

6.10.12

Her gün bir kez dışarı çıktım kırık bir bulutla yürüdüm, her gün bir insana bakıp yüzümü yere eğdim. Her gün birileri konuştu, ben dinliyor gibi yaptım. Her gün bir kez "neredeyim?" diye sordum kendime. Her gün bir kuzey kışı indi içime. Her gün karşımda duran fotoğraflarına baktım. Bir kez öfkelendim her gün. Her gün bir kez sordum kendime "neden bu kadar bağlandın?". Her gün adalet ve zalimlik üzerine düşündüm. Belki de her şey. Her gün bir perdeyi aralamaya çalıştım. Her gün hiçbir şeyi anlamadığımı düşündüm. Gördüğüm her cümle bana bir bıçak gibi battı, anlamadım. Her gün bir taş parçası söktüm içimden. Her gün uyku beni koynuna alsın diye yalvardım. Her gün "gün bitiyor, gece bitmiyor" dedim. Her gün işlerin beni avutmadığını gördüm. "Ayrılık günlerini niçin sonradan sisli bir perde gibi hatırlarız?" diye sordum. "Öfkeni unutma" dedim kendime her gün, "unutursan düşersin". Her gün bir saati ayakta durmaya, dimdik durmaya ayırdım. Her gün sana içimden bir kez 'sevgilim' diye seslendim. Her gün sana bir kez 'zalim' diye seslendim. Her gün acını tattım. Her gün unutmak için değil, unutmamak için ağu kattım kalbime. Her gün 'insan olmak ne çok kusur içeriyor' diye düşündüm. Her gün kilidi açmaya çalıştım. Başka bir şey vardı, başka bir şey; ben sana dünyanın değil yer yüzünün diliyle seslenmiştim. Çile nedir? Günah ne? Bana ne bunlardan? Dünyanın merkezi sendin her gün, ben senden uzayan uçsuz bucaksız bir kara.

Birhan Keskin

3.10.12

Ne Hayvan Ne Alex: Savaş

Siz hiç Bosna'yı gördünüz mü savaştan sonra?
Savaş insanları ne hale getiriyor haberiniz var mı?
Şimdi ben siyaha bulandım, başka renk görmüyor gözüm.
Biz burada mis gibi oturuyoruz da, rahatımızı bozmak için bombadan sallanan evlerde korkudan altına işeyen çocukların halini düşünmek yeter.
Klişe lafların ötesine geçemiyorum, biliyorum. Hiç bir halt edemem, onu da biliyorum. Ama duyduğumdan beri acıyor canım.
Üzülün ey ahali, çok üzülün en azından: Savaş suçtur.

Ece'13

12.9.12

Ben Geldim

Merhaba sevgili depresyon, ne zamandır görüşemedik. Ama ben çok çalıştım, didindim. Artık seni hak ettim. Hadi gel biraz bende kal, uzun uzun susarız. Atla hadi, gidiyoruz.

Sıra hep son kadehe geliyordu,
Dudakların başkasının masasında lale.
Ben boynumdaki ipe bir düğüm daha atıyordum,
Peşinden başka gidecek yer yoktu,
Seni artık hiç sevmediğim halde.

Cemal Süreya

11.9.12

Bi' Şeyler Yaptım

Ponyo'nun adresi değişti, çünkü çok sıkılmıştım: www.ecegecekonusur.blogspot.com
Bi de Tumblr sayfam var, çünkü daha hızlı çalışıyor, beni çıldırtmıyor: www.elifeceserezli.tumblr.com

16.8.12

Kışın Bana Yaptıkları

Seni şimdi bir yabancı gibi karşıma alıp
Sanki senden bahsetmiyormuşum gibi yapıp
Sanki benden bahsetmiyormuşum gibi
Hatta bir aşktan bahsetmiyormuşum gibi
Fırtınayı ve huzuru anlatacağım sana.
Yılları ve yolları, limanları ve fırtınayı
Ve aşkın belki hiç adı geçmeyen kuzeyini,
Aşkın bu kuzeyden nasıl düşürüldüğünü,
Artık sonsuza dek yitirdiğimizi,
Büyünün bitişini,
Hiç gerekmeyen yıllarda huzur
Çok gereken yıllarda da fırtına
Nasıl yaşanır onu anlatacağım.
Seni bir yabancı gibi karşıma alıp
Bunun dayanıklı bir şey olmadığını
Sürekli kılınmadığını, çünkü aşkın
Yapılan bir şey olmadığını,
Başlangıçta bir melek konduğunu
Sonunda bir kelebek öldüğünü,
Yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın
Bir korkular ve alışkanlıklar bütünü
Olduğunu..
Bütün bunları sana nasıl anlatacağım?

Birhan Keskin

16.6.12

Hüzüniyet, Mutluniyet

Acayip duygu selleriyle yoğurulmuş bu günü ancak yazarak tarihe kazandırabilirim...
5 senedir bi şeyler yapıyoruz biz; üniversiteyi kazandık, arkadaşlıklar kurduk, arkadaşlıklar bozduk, sınavlara girdik, aşık olduk, hüngür şakır ağladık, gezdik-tozduk-sapıttık falan filan. Aileler sadece anlattığımız kadarını hayal güçleriyle birleştirerek dinlediler yıllardır. Ama salonun merdivenlerinden ağır ağır inerken, her şey bugün su yüzüne çıktı. Resmen 'biz neydik ne olduk/olamadık'ı güruh halinde izledik 1-2 saat içinde.
Dünyanın en tatlı fakültesinin en tatlı mezuniyet törenine tanık olduk biz epey bi kişiyle.
Okumaktan, okula gitmekten başka bi halt beceremeyeceğimi düşünen biri olarak biraz da buruktum ama sanırım yer yüzünde sevdiğim kim varsa (Dana hariç) yanımdaydı, ve galiba bugünün en mutlu insanı bendim, yani hala gözlerimin içi güldüğüne göre var bişeyler.
'İyi ki yaptığın ne var?' diye sorsalar sanırım verebileceğim ilk cevap Su Ürünleri Fakültesi'nde okumak derim ben. Derim yani, çünkü böyle.
Bu da böyle bi anımdır.

3.6.12

Bazen tüm unuttuğun boşa gider.

13.5.12

Çok Gezenler Kulübü

Çok da tatlı şeyler yapıyolar. 'Ben de yapayım' diye başvuruda bulunmuştum ama "yok kabul edemeyiz" bile demediler. İçerledim epey fakat olsun. Gerçekten çok eğlenceli, aklınıza takılan şey varsa hop çözümü burada.

1.4.12

Son Arzum

'Balık, yaşamla ölüm arasında durur; bir danayı al misal, o bile düşünür ama balık düşünmez. O, her şeyi zaten bilir.'
Andrey Platanov - Çevengur

Sustum da büyüdüm. Sustum da bittim. Sustum ama bitiremedim suskunluğu. Tükenmez çünkü susmak; sustukça susarsın. Dilim bile inanamadı sessizliğin bilgeliğine.
Ölüm başka ama, onda durmayı bilmek var. Susmak anlamak, ölmek dayanamamak.
Ve ben konuştum tüm bunların sonunda. Önce bir yudum suyla ıslattım ağzımı, su istedim yani önce, yani suydu her şeyi başlatan. Karıncalarla konuştum, dün ölen arkadaşlarından bahsettiler. Bi' de yedim içtim, hiç düşünmedim işte.
Sevmeye başladım sonra, bu kısım epey keyifliydi. Ve sevilmemelerden hiç bahsetmeyeceğim elbette.
Bir şarkı dinlerdim tam sevmeye başlarken, henüz çok genç yani küçük olduğundan bahsediyordu. Şarkı bana hep büyük geliyordu.
Yani dediğim o ki kalbini bıraktığın yeri unuttuysan ne mutlu sana.
Ece'12

25.3.12

Değişiklik Yok

Hala küsüm, ama güzel şeyler dinlemekte bir beis görmüyorum.
3'ünü aynı anda, farklı sekmelerde.



http://www.rainymood.com/ 
http://www.forestmood.com/ 
http://fizy.com/#s/16qck3 

22.3.12

Ben böyle sevilmeyi sevmiyorum.
Ben böyle sevmeyi de sevmiyorum.
Ne olacağımı düşünmeden, sırf gitmek olsun diye gitmeyi seviyorum ama.
Şimdi artık hepsine, hepinize öyle bir küsüm ki ne anlatmaya mecal yeter, ne de ömür.
Sustum artık, asın beni.

13.3.12

Sitem de Denmez ki

Çünkü balıklar bile bıkar bazen yüzmekten.
Belki aptallar bile bi an aptalsız oluverir bazen.
Gülen gülmez olur, koşan yürür olur aniden.
Ben de yoruluyorum bazen çaputa ipek muamelesi etmekten.
Bi de ben insanları çötönk! diye hayattan koparan anıları beğeniyorum çok.
Ama ipeğe çaput muamelesi edildiğim de olmadı diyemem tabi.
Neyse işte, biraz üç şekerliyim.

5.3.12

Notopik

Aklımın cin kuyusu gibi çalıştığı zamanlardan bu da. Geçenleri tuttuğum kadarıyla yazıveriyorum o zamanlar.
Ellerimi verecektim mesela, çok aklıma yatmıştı ama sonra düşündüm ki yakışmazlar. Hiç olmaması, ya da hasarlı, çirkin olmasından yeğdir.
Sonra hep isterim ki Yasmin Levy bi yanda çalsın. Ömür aksın yanından ama o söyleyip dursun en sevdiğim dilde.
Koltuğun altına saklanmış bu kedi yine, sonunda beni çıldırtacak. Çık diyorum çıkmıyor ki gamsız.
Bi Alexander Supertrump olmak vardı ki şu alemde, yeminle cennetlik bi insan. Nasıl da özendiriyor kendine eşşoğlusu. Neyse heves işte, geldi geçti yine bak.
Yumurtalarımın kapıya dayanmasını hasretle bekliyorum. Kinaye değil, gelsinler de az bi silkeleneyim ben de.


Ece'12

3.3.12

Bayankuşum

Anne dediğinin bal akar her yerinden -ki bu da en net örneğidir- bayanlar baylar.

22.2.12

Bişeyler

Hava limanında yakaladığın sevgiliyi geri döndürme hikayesi tam bir uydurmaca. Uçak biletleri çok pahalı çünkü, aldıysan gidersin. Olacaksa dönüşte bakılır bi çaresine -ki ya geri dönülmez ya da gittiği gibi dönmez insan.
Mideme sancılar saplanıyor bi haber uğruna da işte olan biten bişey yok, anca fotoğraflardan izliyorum.
Ispanak karakterli insanlarla dolup taşmış şehir; alırken kucağını dolduruyor, pişirince bi avuç kalıyor.
Bişeyler dedim de işte yetmedi dediklerim.

13.2.12

Çaresizlik

İşte tam da böyle bişey; ne yazacağını bilememek.
Arayamayacağını bildiğin birini aramak istemek.
Geç uyanacağını bildiğin halde erken kalkmayı gerektirecek programlar yapmak.
Hiç bir işe yaramadığını, yarayamayacağını bilmek gibi. 
Kek yapmaya karar verdiğin sırada evde un olmadığını fark etmek gibi.
Dışarı çıkmaya karar verip otobüs durağına geldiğinde akbilinde ve cebinde beş kuruş olmadığını hatırlamak gibi.
Ya da işte arayacak kimsenin kalmaması gibi.

2.2.12


Çok iriler, uzunlar, hantallar ama yine de bi naiflikleri var. Sizi çok seviyorum.

26.1.12

Yeri Gelmişken

Çok doluyum. Çok okudum. Çok bi' şeyler var içimde de şimdilik susmalık dilimdeyim. Keyfim bir gelip bir gitmekte. Adam olamayacağım gibi. Belki olurum da daha vakit var. Sanki az kalmış olabilir de, bilinecek şey değil. Şimdi sınavlar falan bitince ben biraz gideyim gezeyim dedim. Gezme sınırlarımı kısıtladım, biraz tanrıyı güldürmek istediğim için uzuna kaçan planlar yaptım. Ama bi şiir var aklımda, yazmadan edemeyeceğim:

Size,
bu odanın alaca karanlığından,

okyanusundan, beni boğan dalgalarından,
tenimde kalan tuzundan,
yastıklarda kuruyan göz yaşından
hiç bahsetmedim.
...
Birhan Keskin

7.1.12

Omuz Meselesi


Eski Avluda

Dünya soğur, akşam serinlerken
Benim sensiz sevinecek bir şeyim yok.
Kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim,
Ve işte en gümüş cümlem:
İçimi açtım sana

İçini açmak için.

Birhan Keskin

28.12.11

Şiir

Ya yürü git oğlum bunlar ne saçma şeyler.
Sanki güldüğümü görüyosun da bi de ağlamama aldıracaksın, daha neler! 
Bülbül büzüğü diye bi tatlı yapmışlar, afiyetle yediler.
"Sana kalmadı" gibi laflar da söylediler.
Bunlar işte beni sevmen için en tatlı bahaneler.
Sen uyanma sakın; rüyanda çüksün seni hem develer hem de bedeviler.
Ece'11

14.12.11

Kafam Bi' Dünya

Yazmak istediğim yüzlerce şey arasında çılgınlar gibi kayboldum.
Hiç özlemediklerim mesela.
Ya da çok özlediklerim.
Hadi onları geçeyim dedim,
Yine vardım geldim İstanbul'a.
Onla küs gibiyiz.

Yediklerim içtiklerim benim.
Gördüğüm bişey de yok.
Çıldırmak gibi oldu ama çıldıramıyorum ki kolayca.
Öleyim diyorum olmuyor,
Yaşamak dediğimse böyle değil.
Çoğalayım diyorum,
Gen tutulması yaşıyorum.
Geçen gün de dediğim gibi,
Hayat gözümde büyüyor.
Ece'11

8.12.11

Limon - Çello

Görmüş olduğunuz şeker şey ailemin yeni üyesi. Parmaklar nasır olsun, kol kası yapsın, bizi güldürsün eğlendirsin istedim. Henüz tanıştık da işte sevişme turları atıyoruz. Çok uzak değil sanki ama çok çalışıyorum. Adı da okuduğunuz üzere Limon. Merhaba, nağber?

12.11.11

Siyah Zeytin ve Siyah Üzüm

Bir engellediklerin var bir de engelleyenler. Bu süper sosyal ağ zımbırtısının bana oynadığı oyunlar ne kadar süregider?
Oje sürdüm, koyu renkti. Sildim sonra, kenarlarda kalmış. Uğraşmak istemeyince bi daha sürdüm.
Yani; ismi görünmüyordu, bazen göründü, özgürüm sandım ama değildim. Şimdi isme tıklanıyor ama yeni bir şok: hala engelliyim. Kendi yaptığından değil de başkasının sana yaptığından pişmanlık duymak da epey ağır sanki. Yahu ben engelliyim.
Güneşli günler uzak değil dedikçe ben kışın keyfine vardım. Yani artık güneşten kaçıyordum adeta. Sanırım BGSHD (Balkanlardan Gelen Soğuk Hava Dalgası)'nin esiriydim.
Güzel masallara karamsar yorumlar yapmaktan sıkıldım. Kırmızı Başlıklı Kız'ın cahil anne babasını suçlamaktan kendimi alamıyorum; küçücük bir kız bi' başına nasıl yollanır o koca ormana? Hepsi annemin suçu.
Sabah hüznü gece hüznünden beter, bu benim hayatımın gerçeği.
Kendini sıpaydırmen sanan gerzekler; elbet göbekleri ağır gelecek ve ipi koparıp düşecekler. Hem o maske size yakışmıyor ki..
Mektup yazmaya uğraşmayın boşuna, henüz virgülden sonra boşluk bırakmanız gerektiğini bile bilmiyorsunuz.
Güzel şarkılı günler.
Ece'11

Dublörün Dilemması

- Bir gözlük almalısın Geronimo.
- Neden?
- Her defasında dudaklarımı ıskalıyorsun.

30.10.11

İyi Değil

Neler oluyor? Yüzlerce (abartıyor muyum?) şehit; binlerce deprem mağduru. Ölüler dirilere karıştı. Cumhuriyet Bayramımızı kutlamaktan aciziz. Havai fişek patlatmaktan geçtim, okulda sükun içinde yaşananlar da yasaklandı. Bu coşkuyu kutlamayı bilmeyen nesiller mi yetişecek diye endişe ederek tırnak yemekten alamıyor insan kendini.
Van can çekişiyor, bunca acının içinde insanlıktan nasibini almamış ve ağzının söylediğini kulağı duymayan sefalet öncüleri.
Ölene, 'oh iyi olmuş' nasıl denir? Vallahi bu kulaklar duydu, diyen adam akıllı diyor. Ne vicdan ne sevgi, eser yok. Üzüleyim mi? Üzülsem kar eder mi? Neler olmak üzere görmeyen var mı? Kaçıp gidilmeli mi? Kalıp savaşılır mı?
Dile kolay 88 yıl geçmiş Cumhuriyetimizin ilan edildikten sonra, saygılar.

23.10.11

Büyük Ev Ablukada

Sevenler 3 Kasım'da Babylon'a gidip dinlesin;


Bilmeyenler de önce dinleyip, öğrenip öyle gitsin;

Hoş Buldum Denemez

Lizbon'a duyduğum hasrete yeni yeni alışıyorum, bloğumu ne zaman açsam son yayınımı görüp hayıflanıyorum. Sonunda elim klavyeye gitti. 
Biliyorum öyle çokça uzun süre kalmadım orada, ama nüfuz etme meselesi işte. Benim sığınacak bi yerlere ihtiyacım vardı, Lisboa da bana kollarını kocaman açtı. İşte bütün mesele bu.
Döndüm İstanbul(um)'a, dönebildiğim kadarıyla tabi..
Bir anda her şeyi yapabileyim istedim, tüm etkinlikleri falan. Şöyle bir uzanayım dedim sağa sola ama bitap düştüm. Sonrası yorganı tepeme çekip depreşmekle geçti.
Henüz çok sağlam olduğum söylenemez ama deniyorum.
Yeniden gitme planları için çok erken olduğu düşünülebilir, ama değilmiş.
Merhaba.

29.9.11

Adeus Lisboa

Neredeyse bir uzvum haline gelen bu güzel mi güzel şehri nasıl arkamda bırakacağımı gerçekten bilmiyorum. Son günlerde Stockholm Sendromu'ndan mıdır bilinmez, hepten çıldırtmaya başladı beni ayrılık fikri -ki ayrılıklardan keyif alanımdır. Elma çok yedim burda, elma/lizbon. Bi de şarap çok içtim, şarap/lizbon. Epey de yürüdüm, yürümek/lizbon. Ahenkle dans etmeyi bırakıp koşmaya başlayan orta çağdan kalma binalar, gençlerle tıka basa (deyimin hakkını veriyor) dolu Bairro Alto sokakları, Praça Luis de Camões'te oturup havalandırmadan dolayı eteği uçuşan kadınlar (rekor sayı bir saat içinde beş hanım abla idi) izlemek, Tagus'nun akıp gidişene bakıp saatler geçirmek..
İnsanlarından kıskanır oldum gider ayak Lizbon'u, ne çare ki tıpış tıpış geri dönüyorum işte, ne konuşsam boş.
 
(Fotoğraf - Jean Gaumy)

Vinho Verde

İsmini renginden değil tazeliğinden alır bu enfes şarap. Alkol oranı %10'dur, içmelere de doyulmaz. Beyaz şarabın portekizcesi diyen de ziyadesiyle yanılır zira ona buna benzemez, gazlıdır. Casal Garcia markası ise en yaygın olarak içilenidir. İçilmelidir. Hala içilmediyse neden beklenmektedir?

21.9.11

Katildi o rüzgarlar.
Katledildi var olanlar.
Cesetlerdi yalan söyleyen;
nereye gömüleceklerini bile bilmezken,
kırmızıya boyandı tüm mezarlıklar.
Artık ölümler bile eskisi gibi değil,
öldüler aslında sağ olanlar.
Ece'11

Yaşamaya Dair

I
Yaşamak şakaya gelmez,

Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın,
Bir sincap gibi mesela,
Yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
Yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
Yani, o derece, öylesine ki,
Mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
Yahut, kocaman gözlüklerin,
Beyaz gömleğinle bir laboratuvarda,
İnsanlar için ölebileceksin,
Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
Hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
Hem de en güzel, en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
Yaşamak, yani ağır bastığından.

Nazım Hikmet Ran

18.9.11

Teşekkür

Eğlenceli etkinliklerimden biri olan 'Formspring sorularına cevap verme' ne yazık ki sona erdi. Bu zevkimin içine mıçan(lar)a sonsuz teşekkürler. Hadi artık işin(iz)e gücün(üz)e bak(ın), kale alınmadığın(ız)ın da farkında ol(un). Bol kazançlı günler.

13.9.11

Oluvermiş

Ölüm sessizliği,
ölü bir sessizlik,
seslerin ölümü,
sessizlik ölüm,
sustu.
Ece'11
(Photograph - Burt Glinn)

birşarkıbirinsanıherseferindenedenöldürür?

Koop - Koop Island Blues


12.9.11

Évora

Lizbon'dan otobüsle 1.30 saat süren bir orta çağ kenti. Üniversitesi var, bi de beş bin insanın iskeletinden yapılmış bi kilisesi (Capela dos Ossos) var. Yurtlar pek rahat, insanları da daha kırsal olduğundan epey sempatik. Ben burada yaşar mıyım, elbette hayır. Arazi çalışması için geldim -ki nehirler açısından oldukça zengin. Öyle 3-5 gün kal git, kullan at bi yer. Alentejo bölgesinin başkenti bi de. Dar sokaklar klasiği, Endülüs sonuçta. Görmek lazım her yeri elbet.

4.9.11

Çöp Gibi Bi'şeydim Aslında

Ben-onlar-için-bitmiş-bir-yap-bozun-fazla-parçası-gibiyim-aslında
Bazen-ipten-sokağa-savrulmuş-bir-çamaşırım-ben

Onlar-yağı-süzüle-süzüle-tavuk-budu-yerken-camdan-izleyen-çocuğum-bazen
Annesi-para-vermediği-için-şeker-alamayıp-arkadaşlarını-izlemek-zorunda-olanım
Ama bazen en geç saate kadar sokakta kalanım da.
Ama çoğu zaman Polyanna'yım ben.
Hatta hep.
Bazen hepinizi çok severim de.

1.9.11

Cádiz'in Ben'cesi

Kesip yapıştırdım Cádiz'i işte, panaromEce.
Yanında da bu iyi gider:
http://fizy.com/#s/152f97

Lhasa

Bi kaç gün yalnızca bu kadını dinlesen mesela, sesinin renklerinde dolaşsan adım adım, daha insan hissetsen kendini.. Sonra araştırsan kimmiş neymiş bu hatun diye ve otuz milyonuncu kez anlasan güzel şeylerin kısa ömürlü olduğunu..

26.8.11

Bienal Flamenco - Sevilla

Flamenko ile ilgili söyleyecek yığınla şey var bana kalırsa ama haddim değil deyip susuyorum. Adam gibi bi'şey aslında tam olarak. Bi dene bakalım.

13.8.11

Kitabın satırlarını okurken gecenin bi yarısı, sanki ispatı gibi her şeyin bi kaç cümle. Ve anladım ki hala sidik yarıştırmaktayım seninle. Kim daha çok vurdu diğerine, ya da kim daha çok eğlendi sonrasında..

"... Kimin daha çok acı çektiğine gelince... Eli kalem tutan hangisiyse odur en çok acı çeken. Çünkü tarihi kazananların yazması gibi, aşkın acısı da mektupları yazanda kalır..."

Ece Temelkuran - İkinci Yarısı

Belki de yazamayandır en çok acı çeken kimbilir.. Yazan akıtırken irinini, diğeri büyütür içinde.. Ya da yazdıracak kadar sevmemiştir.. Kimbilir..

5.8.11

İskender

Eleştirilere şöyle bi göz attım da epey canım sıkıldı. Firarperest'i okurken bi tuhaflık sezmiştim ama bi sonraki romanı hasretle bekliyordum; 'Bu feminenlik gider üzerinden yine güzel güzel okurum' diyordum. İntihal durumu gerçekten var mı yoksa sadece spekülasyon mu bilmiyorum. Dönüp okuyuncaya kadar kulaklarımı tıkamaya karar verdim. Her neyse, Elif Şafak'ın yeni romanı İskender raflarda..

Takip Et

http://istanbul.lecool.com/istanbul/tr/today

4.8.11

Aklıma Esen

duvarda ölen sivrisineğin kan izi - sokakta araba çarpan kuşun uçuşan tüyleri - gökdelenin tepesinden atlayan adamın beyni asfalta dağılırken çıkardığı ses - katilin aşık olduğu kadına bakarken az sonra onu öldüreceği için gözlerinden fışkıran şehvet - yıllardır kafasına ağır gelen beynini matkapla hafifletmeye çalışırken yüzünde oluşan tebessüm - beyaz keten bir kumaşa dökülen mürekkebin dağılırken verdiği huzur

25.7.11

Carmen

Yani gerçekten ağlamamak için kendimi zor tutuyorum! Yaklaşık bir senedir beklediğim bu oyunu da kaçırdım. 21-22 Ağustos'ta Bodrum Kale'sinde Carmen balesi.. Bari sen şeetme!
Festivalle ilgili bilgiler için:
http://www.bodrumballetfestival.gov.tr/

16.7.11

Lounge Fm

Kaçırdığım için oturup ağlayacağım nadir şeylerden biri de bu işte! İstanbul'daki Mayıs'ta idi, ilgilenenler bilir. Çağırsam gelirler mi ki Lizbon'a?

13.7.11

Amalia Rodrigues

Bazen bilmesen de dilini, anlamak için bilmen gerekmiyor bazı şeyleri işte. Bu ablanın sesi de tam öyle..
Fado söylüyor, fado nedir derseniz portekizcede 'kader' anlamına geliyor. Bir parça isyan, az biraz keder, alabildiğince feryat ile harmanlanmış.. Herkes söylemeyi beceremiyor..
Fado söyleyen kişiye 'fadist' deniyor. Dinleyiniz.

10.7.11

Lisboa

Tarihçesini falan geçecek olursak Lizbon'un İstanbul'a yer yer benzediğini söylemek mümkün. Tabiki yalnızca görüntüde, aksini düşünmek epey zor zaten. Köşe başlarında pastaneler, sokaklarda rengarenk dilenciler, gençler cıvıl cıvıl.. Yaşam öyle pek sanıldığı gibi pahalı değil, biraz dikkat etmek gerekiyor sadece. 
Çalıştığım üniversitenin (Universidade de Lisboa) olanakları hayli geniş, güzel ve sistemli.
Cascais adı verilen kıyı, denize girmek için en çok tercih edilen yer. Biraz batıda kalan Sintra ise tarihi palaslarıyla ünlü. 
Ama bugüne kadar gittiğim hiçbir ülke beni İtalya kadar etkilemedi ne yazık ki.. Sanırım bana seçme hakkı verseler tereddütsüz oraya giderim..

5.6.11

taşırımkokunutenimdehala

Ben seninle mutsuzluğa da varım demiştim; laf değildi.
 
(Fotoğraf: Martine Franck)

29.5.11

Harun's Paradise

İsmi irite etmiş olabilir, ya da adresini gördüğünde gitmek istemeyebilirsin ama umulmadık yerlerden ne güzellikler çıktığını unutmamak gerek. İletişim bilgilerinde GPS koordinatlarını vermiş olması bile ne kadar keyifli bir yer olduğunun kanıtıdır bana kalırsa. Gidiniz, vakit geçiriniz.

Şems!.. Unutma!..

Mevlana'nın ruh eşi olarak addedilen Şems'in cinayetine odaklanan bir oyun. Ekip beni fena halde tahrik etti de sana da haber edeyim dedim. 

Karanlıkta Yemek

Dün Galata'da dolaşırken takıldı gözüme. Kör Fotoğrafçılar Projesi diye bi'şey. Her cumartesi 20.00-22.30 arası yemek, müzik dans şeklinde bi etkinlikleri varmış. Tamamen karanlıkta. 'Görmeseydiniz ne olurdu?' diye bi sloganları var. Denemeli mi acaba?

Extraño

Yaşamın, sana, bilmediğin anlamadığın bir dilde; yabancı, tanımadığın bir üslupta, şarkı söyleyen biri gibi gelecek. Söylenen şarkı seninle ilgiliymiş, senden söz ediyormuş, sana söyleniyormuş gibi duyumsayacaksın hep.
Ama hep de, bilmediğin, anlayamadığın bir dilde, sana yabancı, tanımadığın bir üslupta olacak duyduğun..
 
Oruç Aruoba
(Fotoğraf: Bruno Barbey)

8.5.11

Fındık Annem & Ruh Annem

Bayankuşlarım'a;
Ne şehvetli bir öpücük, ne şefkatli bir çift yâr tutabilir yerini, ruh annem & fındık annem.. Anne elidir sıcak tutan, anne sözüdür yaşatan.. Pamuk gibi ömürler anne(leri)me..

7.5.11

Lisbon



-1255'ten bu yana başkent olan ve Tagus nehri ile beraber içinden güzellik akan şehir.
-Meydanındaki kapıdan kocaman bir caddeye girip o caddeden tüm meydanlara yürüyerek varabileceğiniz, etraftaki binaları, renkleri hayranlık veren çok güzel bir kent.
-Parke taşları ile döşenmiş daracık sokakları, katedralleri, minik kiliseleri, siyah dantel şallı ve matemdeki yaşlı kadınları ve geceleri tıklım tıklım olan barları ile bir şehirden beklenebilecek her şeye sahip bir şehirdir.
-Lizbon mimarisi 1500'de rönesanstan, 1600'lerde maniyerizmden, 1700'lerde barık, 1800'lerde neo-klasik, 1900'lerde art nouveau ve günümüzde modern sanattan etkilenmiş ve bahsedilen yüzyıllara ait önemli mimari eserler içermektedir.
-Fado müziğin anavatanıdır.